| Osman's profileInterrail Blog - Osman R...PhotosBlogLists | Help |
|
December 08 Yaylalar Yaylalar!!2 Aralık'ta Diyarbakırda bulunan 7. Kolordu Komutanlığı'ındaki Test Mülakat Merkezi'nde 307. Dönem Yedek Subaylık Sınavı'na girmek için bir gece önceden saat 00:30'da Gaziantep'den yola çıktım. Sabah 6 sularında orda olurum diyordum. Böylece erkenden sınav yerine gidebilirdim. Ama otobüs sabah saat 5'de vardı Diyarbakır'a. Hava daha karanlık, in cin çift kale maç yapıyor. Otogarda bekleme yerine benzer bir yer de olmadığından direk askeriyeye gideyim orda beklerim dedim. Bı taksi bulup gittim 7. Kolordu'ya ama o da ne! Saat sabahın 5'i ve askeriyenin kapısında sırada bekleyen rahat 60-70 kişi var. Ben de girdim sıraya ve beklemeye başladık. Saat 8 gibi bizi içeri aldılar. İçeri girme sırası, evrak kontrol sırası, sağlık kontrol sırası, sınava girme sırası, sınav sonrası evrak teslim etme sırası derken saat 12'yi buldu. Öğlen işim bitmişti. Güzel bir yemek yiyip ayrıldım Diyarbakır'dan.
Bize sınav 10 Aralık'ta belli olur denilmişti ama genelde hep resmi tarihten bir kaç gün önce sonuçları nette açıklıyorlar. Bu sabah babamın "açıklanmış uyan oğlum" uyarısıyla sıçradım yataktan.Hemen sonuç sayfasını açıp numaramı girdik. Ve sonuç: 10. Jandarma Er Eğitim Alay Komutanlığı İzmir Bornova ! Evet, bir Ege Üniversitesi mezunu olan ben yine Bornova'ya gideceğim :) Kampüse giderken belki defalarca önünden geçtiğim bir yerde acemi eğitimimi tamamlayacağım. Sonrasında da kısa dönem askerlik olacak. Yani bir aksilik çıkmazsa mayıs sonu özgürce gezeceğim Küçükpark'ta!. Epey sevindik tabi. Arkadaşlarla da paylaştım, onlar da sevindi haliyle. Sanırım dört ayak üzerine düşmek böyle bir şey olsa gerek!
November 14 Dinlenme SüreciDeli danalar gibi dolandıktan sonra eve döndüm sonunda. Burada yani İstanbul'da 10 gün kaldıktan sonra uzun süredir görmediğim ailemin yanına Gaziantep'e gittim. Burada dinlenmeye ve yatmaya öyle kaptırmışım ki kendimi anca bişeyler yazabildim bloga. Her gün öğlene kadar uyuyorum, saat birde kahvaltı yapıyorum, gece üçe dörde kadar uzun zamandır oynamak isteyip de oynayamadığım bilgisayar oyunlarını oynayıp önceden biriktirmiş olduğum divxleri izliyorum. Keyfim yerinde yani :) Mesela Serious Sam 1'i bitirdim en son. Şu an Undying'i oynamaktayım. Bu oyun da oyna oyna bitmiyor, oynadıkça da adamı fena korkuyuyor. Gerilim oyunu sevenlere şiddetle tavsiye edilir. Eski de bir oyun zaten hemen her bilgisayarda kolayca çalışır.
Neyse 1 ayı bu şekilde yata yata geçirdikten sonra, askerlik öncesi arkadaşları son bir defa görmek için ufak çaplı bir Türkiye turuna çıkıcam. 16'sı gibi Ankara'da, 19'unda da İzmir'de olmayı planlıyorum. 21-22'si gibi de İstanbul'a dönüp bir hafta kaldıktan sonra yedek subaylık sınavı için Diyarbakır'a gitmem gerekiyor. Sınavlar 1-2-3 Aralık tarihlerinde olacak. Bu sınava göre askerliğin kısa mı uzun dönem mi olacağı ve gideceğim yer belli olacak. Benim isteğim tabi ki kısa olması...
Eğer askerde fırsatım olursa bu blogu devam ettirecem. Böylece o meşhur askerlik anılarına ve fotoğraflarına taze taze ulaşabileceksiniz.
October 04 Eve Dönüş2 Ekim Pazar günü sabah 11:15'de uçağım hareket edecekti İstanbul'a. Bileti İstanbul'da yola çıkmadan önce Corendon Havayolu'undan 94 avro ödeyip almıştım netten. Bilet ucuz olunca ve firma adı çok duyulmamış bir firma olunca insan biraz tırsıyo haliyle, nasıl bir uçaktır, problem çıkarmı diye. Bu düşünceler eşliğinde sabah 9'da hostelden havaalanına doğru yola çıktım. 15 dakikalık bir tren yolculuğundan sonra Amsterdam Schiphol Havaalanına vardım. Hemen check in işlemi için ilgili bilet ofisini buldum. Bu esnada uçakla ilgili olan kaygım biraz azaldı çünkü sırada bolca yolcu vardı. Bu kadar insan kötü bir havayolu şirketini seçemez diye düşündüm. İşlem sırası bana geldiğinde bir süpriz çıktı. Neymiş efenim ek masraflar için mi ya da ek vergi mi ne öyle bir zımbırtı için 15 avro daha ödemem gerekiyormuş. Netten bileti alırken böyle bir masraftan söz edilmemişti diye itiraz ettim. Bu uygulamaya Ekim ayında başlamışlar ondan nette yazmıyomuş önceleri dediler. Demek ki sadece biz de olmuyor bu tarz ayak üstü, son dakika müşteri söğüşlemeleri. Neyse uçağa binmek için mecburen parayı ödeyecektim, başka çarem yoktu ama gel gör ki cebimde sadece 5 avro nakit kalmıştı. Bütçemi tam denk ayarlamıştım ne fazla ne eksik. Ama son dakikada çıkan bu ek masraf işi berbat etmişti. Allahtan adamlar kredi kartını kabul etti de kredi kartıyla ödedim bu 15 avroyu. Sonrasında pasaport kontrolünü de yaptırdıktan sonra uçak için beklemeye başladım. Zamanı gelince bizi uçağa aldılar.
Uçak Boeing'in 737-300 modeli bir uçağıydı. Yeni bir uçak gibi görünmüyordu. Oturma yerleri epey dardı. Ama zaten bu bir aylık yolculuk esnasında lüks ve rahat pek ön planda değildi benim için. O yüzden fazla takmadım. ayrıca 13-14 saatlik tren yolculuklarından sonra 3,5 saatlik uçak yolculuğu çerez gibiydi. Uçak hareketlendi ve havalandık. Kalkıştan sonra mp3 çalarımı açtım. Yarım saat geçmeden şarjı bitti. Dolayısıyla onu kapatıp uyku moduna geçtim.Zaman çabuk geçti ve Sabiha Gökçen Havaalanına indik. Eve gitmek için Havaş servislerini aradım ama pek ortada yoktular. Corendon'un kendi servisi vardı. Getirdikleri tursitlere paket program gibi bişey yapmışlar heralde hepsini otellerine bırakıyolar otobüsle. Ben de otobüse binmek istedim ama ona da ek ücret ödemem gerekiyormuş. 10 avro ödeyerek bilet alamam gerekiyodru Corendon ofisinden. Bu ücreti de YTL olarak olarak ödedim ve otobüsler Taksim'e geldim. Ordan da metroyla eve. 2 Ekim Pazar günü saat 18:00 civarında gezim sona ermişti...
Devam eden günlerde geziyle ilgili olarak genel ipuçları izlenimler düşünceler gibi bişeyler yazabilirim. Yazmayabilirim de, belli olmaz. Siz arada yine kontrol edin... October 03 Hollanda - Amsterdamİki adet tren transferinden sonra vardım Amsterdam'a. Hava kapalı ve soğuktu. Amsterdam son durak olduğu için bir sonraki trenle falan uğraşmadan direk hostele gittim. Gittiğim hostel, Yahoo'daki interrail mail grubunda pek övülen Flying Pig Downtown Hostel'di. Flying Pig'in başka iki şubesi daha var. Biri Flying Pig Beach diğeri de Flying Pig Palace. Ama bunlar biraz daha merkezden uzaktalar. Fliying Pig Downtown ise son derece merkezi bir yerde, gardan yürüyerek 5 dk mesafede. Hostele ulaştığımda kötü bir süpriz beni bekliyordu. Hostelde yer yoktu. Eylül ayında seyehat etmem sebebiyle daha önce hiç bir hostelde yer problemi yaşamamıştım. Ama günlerden cuma olması sebebiyle Flying Pig ve ordan sonra gittiğim diğer 2 hostelde yer yoktu. Ancak 3. hostelde yer bulabildim. O da sadece 1 gecelik bir yerdi ve ücreti 30 avroydu. Halbuki ben 2 gece kalacaktım Amsterdam'da. Mecburen kayıt yaptırıp eşyaları yerleştirdim. Sonra hemen yine Flying Pig Downtown'a gittim. Yarın için yer olup olmadığını sordum. Yer olduğunu ama bunun için yarın sabah erkenden gelip kayıt yaptırmamı söyledi. Dediği gibi yaptım. Böylece 1. gün Turists Inn Hostel'de ikinci gece Flying Pig Downtown hostelde kaldım.
Ancak öğlenden sonra şehir turuna başlayabildim ama pek eğlenceli değildi hava muhalefeti sebebiyle. Hava hala yağmurlu ve soğuktu. Yine de zorladım şansımı ve hostel civarındaki şehir merkezini gezdim.
Amsterdam'da ilk izlenimim şu oldu: Roma'nın tarihi yapısını ve Venedik'in kanallarını birleştir, üstüne Almanya'nın çarşılarını ve güzel kızlarını ekle ve işte Amsterdam! Merkezde tarihi yapı son derece güzel korunmuştu. Özellikle ilk olarak beni karşılayan merkez tren garı ve hostelin yanındaki Magna alışveriş merkezi büyüleyiciydi. Bu alışveriş merkezinin binası en az 100 yıllık gibi bir şeydi. İçi de aynı şekilde etkilyeci. Ve mağazalarla dolu.
Sonrasında Flying Pig Downtown hostelinin de bulunduğu Nieuwndijk caddesinde gezindim. Burası yine bizim İstiklal Caddesi formatında alışveriş mekanlarıyla, restoranlarla cafelerle dolu bir cadde. Ama buradaki cafelerin işlevi biraz farklı. Şöyle ki, bilindiği üzere, Amsterdam, marijuana ve diğer bilimum otuyla bokuyla meşhur olan bir şehir. Yani bu şehirdeki coffeshop'lara gidip isteğinize göre ot alıp (ama bir üst limit var sanırım) istediğiniz gibi takılabiliyorsunuz. Lakin beni tanıyan arkadaşlar bilir, en başta sigara, püro, pipo, nargile ve kullanıldığında duman çıkaran bilimum ürünlere karşı dumanları, kokuları ve sağlığa olan etkileri sebebiyle antiapati beslemekteyim. Dolayısıyla siz sormadan ben söyliyeyim, hayır efenim ot mot çekmedim.
Mekanları görmek açısından bu coffeeshop'ların birisine gireyim diye niyetlendim. Daha kapsında o iğrenç ot kokusu suratıma çarpınca hemen geri çıktım. Zaten caffeeshoplar dışında bir çok sokak da buram buram ot kokuyor. Yani hevesliyseniz sokakta bile kafayı bulabilirsiniz.
İkinci olarak Amsterdam'ın meshur mekanı ise: Redlight District. Burası Amsterdam'ın fuhuş merkezi. Lakin ilginç olan nokta ise Hollandalılar burayı turistik bir merkez haline getirmiş. Hediyelik eşya dükkanlarında kartpostalları, t-shirtl'eri satılıyor. Ben de asıl işlevi sebebiyle değil, sadece turistik amaçlı olarak ve sırf siz arkadaşlarımı bilgilendirmek amacıyla gittim bu mekana ;) Gittiğimde öğlenden sonra 3-4 gibiydi ve ortam pek canlı değildir diye tahmin ediyordum, yanılmışım. Kadınlı erkekli turist kafileleri sarmıştı her yanı. Burada binaların sokağa bakan tarafları vitrine çevrilmişti ve fahişeler üstlerinde iç çamaşırlarla vücutlarını sergiliyordu. Karı koca turistler kimi zaman ilgiyle, kimi zaman "tüü edepsiz" bakışlarıyla izliyordu bu fahişeleri. Bu tür binalarda kırmızı ışıklar vardı ve muhitin adı da buradan geliyordu.
Ertesi sabah erkenden Flying Pig'e gittim ve kaydımı yaptırdım. Eşyalarımı taşıdım. Kahvaltıdan sonra sokağa çıktım hemen. Hava düne göre daha ılımandı, zaman zaman güneş de yüzünü gösteriyordu. Dünden kalan mekanları gezmeye devam ettim. Nieuwndijk Caddesi'nin devamı şehir merkezi etrafında bir daire çiziyordu ve epey canlıydı. Bu rotayı takip ettim. Bu esnada karşılaştığım kanal görüntüleri gerçekten muhteşemdi.
Gezi esnasında bir caddede karşıdan karşıya geçmek için trafik ışığını bekliyordum. O esnada bir taksi geldi durdu, önümde. O da kendi ışığını bekliyordu. Sonra baktım ki taksiden biri bana doğru el sallıyor? Ben tabi ilk başta üstüme alınmadım tee Amsterdam'da kim beni nerden tanısın, bilsin. Ama etrafıma bakındım ki benden başka kimse yok, el de bariz bir şekilde bana doğru sallanıyor. Camın yansıması yüzünden kişinin yüzünü göremiyorum ama. 1-2 adım atıp arabaya doğru eğildim ki o da ne. Benim geziye çıkmadan önce çalıştığım şirketten arkadaşım Müge! Ve yanında arkadaşları. Bir konferans için gelmişler, otele gidiyorlar. Araba için ışık yanmadan biraz konuştuk hızlıca. Sonra yollarına devam ettiler. Dünya küçük diyen haltetmiş, küçücük, minnacık!
Akşama doğru hem iki günlük Amsterdam gezisinin hem de bir aylık gezinin yorgunluğunun üstüme çökmesi sebebiyle hostele döndüm. Flying Pig hosteline giderseniz göreceksiniz gerçekten süper bir ortam var. Gerçekten de nette aldığı övgüleri hak ediyor. Akşam yemeğinde ton balıklı sandwich yedikten sonra bir müddet hostelde takıldım. Sonra bir de gece etrafı görmek dışarda turladım. Fazla uzatmadan hostele döndüm. Evet seyehatı neredeyse bitirmiştim. Ertesi gün eve dönüş macerası vardı ama yazı çok uzadı o da artık bir sonraki yazıda. October 01 Almanya - HamburgGece 1 tren degisikliginden sonra sabah 7:30 gibi vardim Hamburg'a. Vito genovese insani daha uyanmamistir diyerek garda kahvalti yapip gazete okudum, 9'a kadar oyalandim. 9'da aradim Vito'yu. Tarif etti kaldigi yurdu. Tarif ettigi yoldan buldum kendisini. Yurtta kendine ozel bir odasi var. Kurmus bilgisayarini. Okulu daha acilmamis, sabahtan aksama kadar tematik kasiyor, keyfi yerinde yani. Aklima yarim donem kaldigim Bornova orenci yurdu geldi birden. Burasi da devlet yurdu orasi da. Teey tey...
Esyalarimi odasina koyduktan sonra ilk tur icin ciktik sokaga. Ama once Vito'nun okulunun ogrenci islerinden bir takim evraklar almasi gerekiyordu. O yuzden Hamburg Universitesi'nden basladik geziye. Sonrasinda Hamburg icindeki Binnenalster golu kiyisinda biseyler yemek icin bir mekana gittik. Manzara sahaneydi. Burada biseyler yedikten sonra sehirin derinliklerine gidelim diye niyelendik ama sabhan baslayan yagmur pek izin vermiyordu. Ayrica havada iyice sogummustu. Geziyi kapali alanlarda surdurduk daha cok. Her Alman sehrinde mmutlaka bulunan Karstadt, Saturn gibi alisveris merkezlerini gezdik. Tabi daha cok elektronik ve bilgisayar reyonlarini. Burada tanitim amacli kurulmus olan playstationlarda fifa oynadik ve hayatimin golunu yedim.
Yagmurun israrla devam etmesi uzerine yurda donup biraz dinlendik. Aksam Hamburg'daki bir baska sozluk yazari olan Apis ile bulustuk. Hep beraber guzel ev yemekleri yapan bir turk lokantasina gittik. Cok guzel taze fasulye yapmislardi ve hepimiz istahla yedik. Ozellikle yaklasik 1 aydir ev yemegine hasret olan ben nefes almadan yedim neredeyse.
Gecenin geri kalaninda sehirde bisey yapamadik cunku hala yagmur yagiyodu ve Vito'nun bir sureligine yurda donmesi gerekiyordu. O yuzden biz de Apis'in evine gidip film izledik. Film the Island'di. Bu esnada film izlemeyi, evdeki divx arsivimi ne kadar ozlemis oldugumu fark ettim. Ayrica buradaki internet baglanti ucretleri de beni aglatacak cinstendi. Adamlar 2000 Kbit icin 50 avro veriyor bizse Turkiye'de 128 Kbit icin 50 YTL veriyoruz. Isyanim var ulan!..
Sonrasinda Vito da geldi biraz da Joey izledikten sonra gece 1 gibi yurda donduk. Benim Amsterdam treni sabah 6:45 de hareket edecekti. Ben uyudum, Vito sozluge sarki sozu aktarmaya devam etti... Almanya - BielefeldBielefeld acikcasi benim de adini onceden duymadigim bir sehir. Ama bu yazilarin yorumlarinda da okuyabileceginiz gibi sevgili arkadasim motorla odun kesilir burada oldugu icin gideyim dedim. Bielefeld Kuzeybati Almanya'da bir sehir. Ufak bir yer saniyordum ama o kadar ufak degilmis. Buraya gitmek icin once Dortmund'a gittim. Sabah Dortmund'u gezdikten sonra aksam Bielefeld'e gectim. Dortmund sandigimdan kucuk cikti. Sevimsiz soguk bir sehir. Bu gezi esnasinda gittigime pisman oldugum tek sehir.
Aksama dogru Dortmund'dan Bielefeld'e dogru yola ciktim. Ve aksam motorla odun kesilir ile bulustum. Kendisi burada staj yapiyor. Aiesec araciligiyla staji ayarlamis. Yalniz Aiesec her zaman boyle guzel staj ayalamiyor belirteyim. Konu disina cikmamamk icin kendi Aiesec macerlarimi yazmiyorum simdi.
Neyse esyalari yerlestirdikten sonra bolca muhabbet ettik motorla. Gecmis gunler, bolum, hocalar, sozluk...
Ertesi gun o stajina gittikten sonra ben de Bielefeld sokaklaria ciktim. Dedigim gibi adini duymamis oldugum bir sehre gore epey buyuk bir sehirdi. Zaten sanayi sehriymis. Unlu Alman beyaz esya ureticisi Miele'nin fabrikasi bu sehirde mesela. Neyse efenim carsi, kiliseler, cafeler, sokaklar, parklar rotasinda gezdim. Ozellikle icinde harabeler bulunduran bir park vardi, o cok hosuma gitti. Carsida gezerken sunu da gordum ki, sadece Bielefeld'de degil butun Almanya'da giyim bize gore pahali. Ama elektronik esya, parfumeri ve ayakkabilar daha uzuc. Lokantalarsa asagi yukari ayni. Tabi bu dediklerim Turkiye'nin en pahali sehri Istanbul icin.
Aksam eve dondum. Motorla odun kesilir ile beraber aldigimiz biralari ictik ve ikimizin de hasret kaldigi Turkce muhabbete dun kaldigimiz yerden devam ettik. Sonrasinda diger bir sozluk yazari olan vito genovese'yi Hamburg'da ziyaret etmek icin yola dustum. Hamburg treni gece 01:00 de hareket edecekti... September 28 Almanya - BerlinSabah 8:30 gibi vardim Berlin'e. Frankfurt'daki hostelden almis oldugum Berlin Circus Hostel brosurundeki tarife gore hosteli buldum. 1 gece icin 17 avro verip giris kaydimi yaptim, esyalari biraktim. Biraz soluklandiktan sonra sehir turu icin sokaga ciktim ama o da ne? Dakka 1 gol 1. Hostelin onunden maraton geciyor. Evet, 32. geleneksel Berlin Maratonu'nuna katilan kosucular kapinin onunden geciyordu. Pazar sabahinin erken saatleri olmasina ragmen bir cok insan da kosuculari desteklemek icin sokaklardaydi. Kosuculari biraz izledikten sonra metroyla sehir merkezine gittim. Burda Alexanderplatz meydanini, hemen yanindaki ucuna top gecirilmis gibi duran ve adini unutmam sebebiyle boyle sacma sapan benzetmelere maruz biraktigim kuleyi(Berlin fotolarinda ekledim bu kuleyi), Karl Liebknecht caddesini gezdim. Bu caddenin hemen yakininda Rus bit pazari gibi br pazar vardi. Soguk savas donemideki Dogu Berlin'den kalan eski esyalari satiyorlardi. Bolca madalya, fotograf ve benzeri nostaljik esya mevcut. Özzelikle SSCB armali cep saatleri cok hosuma gitti. Almaya niyetledim ama fiyatlari 25 avrodan basliyordu, vazgectim. Daha sonra Unten Den Linten Caddesi'ni takip ettim. Bu caddeinin sonunda maraton sona eriyordu. Tee benim hostelden buraya kadar kosmuslardi garibanlar. Tabi hostelden ne kadar once basladiklarini bilmiyorum.
Oglenden sonra geceki tren yolculugunun yorgunlugunu atmak icin hostele dondum. Guzel bir uyku cektim. Gece yine Berlin sokaklarindaydim. Bu sefer ilk olarak Kucuk Istanbul veya Turk Mahallesi olarak bilinen Kreuzberg'e gittim. Etrafi biraz gezdikten sonra ek$i sözlük'e Berlin icin Turkiye'nin en buyuk dorduncu sehri diye yazan venus in furs nickli yazara hak verdim. Gercekten bu muhitte sokaklarda gezenlerin cogu turk oldugu gibi magaza dukkan isimlerinin de cogu turkceydi. Burada Hasir kebapcasinda lahmacun yedikten sonra sehir merkzine dondum. Elimdeki rehberde gece takilacak bana uygun bir yer bulamadigimdan Berlin sokaklarinda oylece gezdim butun gece. Ayak tabanimdaki agrilar artmaya baslayinca hostele dondum.
Ikinci gun gezmeye Berlin'deki Sony merkezinden basladim. Burasi en yeni Sony urunlerinin sergilenip satildigi bir buyukce bir magaza, normal ve 3 boyutlu sinema salonlari ve kafeteryalarla lokantalar barindian bir merkez. Epey cagdas bir goruntusu var. Sonrasinda 17 Juni caddesi boyunca yurudum. Burasi sagi solu parklarla cevrili cok genis cok hos bir cadde ama yuru yuru bitmiyor. Bu caddenin sonunda bir zafer aniti olan Sigessaule var. Burada parkin icinden yuruyerek Breitscheidplatz'daki yarisi yikilms kiliseye gittim. Burada bu koca meydanin 2. Dunya Savasi'ndan onceki ve hemen sonraki fotogarlari vardi. Savastan sonra tam bir harabeye donmus meydan, bir tek bu yarisi ayakta kalmis kilise kalmis geriye. Burada sagli sollu uzanan caddelerde alisveris merkezleri vardi. Buralarda doladiktan sonra aksam hostele dondum. Biraz bunyeyi dinledirdikten sonra ertesi gun Bielefeld'de staj yapmakta olan motorla odun kesilir'i ziyaret etmek icin beni Dortmund'a goturecek trene binmek icin gara gittim(Bu nasil cumle hayvan!) September 26 Almanya - FrankfurtSabah gara vardiktan sonra Munih'den almis oldugum hostel brosurune gore en yakin hostel olan Hostel Frankfurt'u aramaya basladim. Aramamla bulmam bir oldu cunku hostel garin resmen dibindeydi. Hostele kayit yaptirip, kahvalti yaptiktan sonra basladim sehir turuna.
Frankfurt'ta ilk dikkatimi ceken sehir merkezine konuslanmis sayisiz gokdelen. Bu sehir Almanya'nin ve hatta Avrupa'nin bankacilik ve finans merkezi oldugundan bolca gokdelen var. Ve bu gokdelenlere girip cikan takim elbiseli insanlar. Yakin oldugundan yuruyerek sehrin alisveris merkezine gittim. Zeil isimli sokakta sagli sollu bolca magaza mevcut. Genelde bir tek bu yerler kalabalik oluyor onun disinda insan goremiyorsunuz pek sokaklarda. Buralarda dolandiktan sonra yorgunlugun bastirmasiyla hostele dondum. Ufak bir kestirmeden ve aksam yemeginin akabinde gece planimi yaptim. Hostelde guzel bir sehir rehberi bulmustum. Ve gece hayatiyla ilgili guzel onerileri vardi. Rehbere gore sehrin Alt Sachsenhausen bolumunde sira sira eglence mekanlari, barlar vardi ve bunlardan biri olan Grosse Rittergasse uzerindeki Spritzshaus isimli mekanda canli olarak rock muzik dinlenebiliyordu. Gece bu mekanlara dogru yola ciktim. Metroyla da gidebilirdim ama ben sehri biraz daha gormek icin yuruyerek gittim. 15-20 dakikalik yuruyus sonrasinda vardim eglence muhitine. Gunlerden cuma oladugu icin hani biraz kalabalik olur diyordum ama kimsecikler yoktu ortada. Kafelerin onlerindeki masalarda bir kac kisi oturmus o kadar. Neyse buldum Spritzshaus isimli mekani. Kapidaki programi kontrol ettim. Evet bir grup o gece cikacakti ve saat 21:00 de baslamislardi programa. Yarim saat gecmis yani. Bu kadar erken cikilir mi diye dusunerek girdim iceri. Sok 1: Mekan göt kadar. Buyukce bir evin salonu gibi. Sok 2: Bu göt kadar mekan yine de tenha toplasan 15 kisi var yok, calanlar dahil. Sok 3: Grup elemanlarinin yas ortalamasi 40, dinleyenlerin yas oralamasi 45. Ama amcalar fena calmiyorlardi hani, guzel Ingilizce sarkilardan cover'lar yapiyorlardi. Gerci caldiklari cogu sarki bana yabanciydi, arada bir tek Nickelback'ten Too Bad tanidik geldi. Bir bira ictikten sonra kactim mekandan.
Biraz ilerde baska bir bar vardi. Burada cd'den biseyler caliyorlardi Rammstein gibi daha bir benim sevdigim tarzdan. Ayrica yas ortalamasi da benim yaslardaydi. Bir bira da burada alip kulagimin pasini giderdim. Ve sonra hostele dondum.
Ertesi gun tren rezervasyon isini hallettikten sonra Frankfurt'un icinden gecen Main nehri etrafini gezdim. Buralarda cok guzel parklar bahceler var. Gunlerden cumartesi oldugu icin nehir kenarinda Eisemer Stag korusunun yaninda bit pazari gibi ikinci el esya satilan bir pazar kurulmustu. Akliniza ne gelirse var.
Nehre cok yakin olan Domplatz ve buradaki kilise de pek guzeldi. Buradaki meydanda bolca cafe mevcut.
Buralari turladiktan sonra aksama dogru hostele dondum. Aksam icin ne yesem diye dusunurken bir de baktim ki happy hour niyetine hostelde makarna dagitiyolar millete. Hem cok acikmis oldugumdan hem de bedava oldugundan iki tabak yedim :) Frankfurt Hostel olumlu not verdigim bir hostel oldu. Hem gara cok cok yakin, temiz, duzenli ve personeli de cok cana yakin. Gece hostelin barinda oyalandiktan ve internete takildiktan sonra 24:00 gibi Berlin trenine binmek icin hostelden ayrildim. September 24 Almanya - MünihGun yeni agarirken vardim Munih'e. Garda kahvalti yaptim. Turist bilgi ofisini ararken garda kocaman bir tabela gordum. Gitmeyi dusundugum hostellerden biri gardan hostele nasil ulasilacagini yazmisti. Ofisi sallayip direk hostele gittim. Bos yer vardi ama Oktober Fest sebebiyle 19 avro olan gecelik ucret 39 avro olmustu. Oha diyip gara geri dondum ve elimdeki diger hostellere nasil gidebilecegimi turist bilgi ofisine sordum. Hemen garin yakininda 2 tane daha hostel vardi. Onlara da gidip fiyat sordum ama ayni sekilde onlar da Oktober Fest sebebiyle fiyatlari ikiye katlamislardi. Gardaki tren saatlerini tekrar kontrol ettim ve planimi yaptim: Cantalari gardaki dolaba kitleyip sabah sehri gezmek aksam da Oktober Fest'e ugradiktan sonra gece 3 de Frankfurt trenine binmek.
Gara pek yakin olan Kaufingerstrasse'de cesitli magazalar yer aliyordu. Bu caddeyi takip edip dolastim biraz. Bu caddenin sonlarina dogru yanlis hatirlamiyorsam Viktualienmarkt denilen yerde aynen bizim Nevizadede oldugu gibi millet disarda oturmus bira iciyor. Nevizadeden farkli olarak birincisi, saat daha ogen 12 ama ortam epey kalabalik; ikincisi icenlerin yas ortalamasi 45-50, abartmiyorum. Amcalar oglenden baslamislar takilmaya...
Burada bir de Nordsee subesu vardi. Karnim ac degildi cunku daha yeni hamburger yemistim ama meraklandim girdim iceri. Nordsee tamamiyle deniz urunleri satan fast food zinciri kimin bisey. Envayi cesit balik, deniz bocugu mevcut. Bunlarla degisik yemekler salatalar yapmislar. Denizden babam ciksa yerim mantalitesyle hareket eden biri olarak bazilarinin tadina bakayim dedim. Iki cesit balik salatasi aldim. Bir de balik corbasi. Balik corbasi harbiden guzeldi. Hem porsiyon boldu hem de fiyati 4,50 avroydu. Salatalardaki baliklar ise pek ilgincti pisirilmemislerdi ama cig de degillerdi. Onlari cok sevmedim.
Aksama dogru artik Oktober Fest'e katilma zamani diyerekten yola dustum. Metroyla festival alanina ulastim. Igne atsan yere dusmeyecek bir ortam. Bircok kadin ve erkek geleneksel Bavyera köylü kostumlerini giymisler gelmisler. Kocaman bir lunapark icine yine kocaman bira cadirlari kurulmus. Bu cadirlarda oturacak yer bulmak mumkun degil. Cadirlari ve lunapark makinalarini gezdikten sonra e artik ben de bir bira iceyim dedim. Acik havada icilen yerlerden birine gittim. Bir festival birasi istedim. Bu festival birasi 1 literik bir bardakta geliyor ve normalden daha fazla alkollu oluyor, icince de zaten anliyorsunuz.Ben boyle tek basima takilirken arkamda oturan grup pek egleniyordu. Icerken sarkilar marslar soyluyorlardi ve yaslari benim civarlardaydi. Gittim yanlarina ben de size katilayim mi diye sordum, tabi dediler, oturdum yanlarina. Muhabbete basladik. Grupta bir de türk vardi, ismi Serkan. Munih'de yasiyor. Arkadaslariyla festivale gelmisler. Onlarla ictikten sonra baska cadirlara da gittik. Festival gece 11 gibi bitiyordu ve sonrlarina dogru biz de dagildik. Gece 12 den 3 e kadar tren istasyonunda kestirdikten sonra Frankfurt trenine bindim ve sabah 9:30 gibi Frankfurt'a vardim. September 22 Avusturya - ViyanaYola cikmadan once Viyana'ya gitmeyi dusunmuyordum ama Italya'ya giderken karsilastigim Avusturyali gencler, Romadaki eski binalara karsi olan hayranligimi gorunce Viyanayi da gormelisin demislerdi. Stuttgart'ta da uygun tren bulunca gideyim o zaman dedim.
Sabah 11:00 gibi vardim Viyana'ya. Gardan sehir haritasi ve hostel katalogu aldiktan sonra Viyana Youth Hostel'e dogru yola dustum. Hava yagmurluydu. Hostel gara pek uzak degildi ama ufacik bir sokakta oldugundan bulmam biraz zor oldu. Resepsiyon'da bu gune kadar gordugum en sevimsiz, en soguk ve en gicik kiz vardi. Kayit yaptirdiktan sonra odaya 2'den once giremezsin dedi. Sebebini sordum, temizlenecek dedi. Temiz oda yok mu diye sordum. Yok dedi. Ama her cevabinda azarlayan bir tavir var. Ben de esyalarimi alip camasirhaneye indim, temiz camasir stogum tukenmek uzereydi. Camasir isinden sonra bisyler yedim. Saat 2'yi gecmisti. Esyalarimi odaya yerlestirmek icin anahtari aldim ama o da ne? 2. bir sinir durum. Odalar resepsiyonun oldugu binada degildi. 100m asagidaki baska bir binaya gitmek gerkiyordu. Ya sabir cekip odaya gittim. Allahtan odalar, tuvaletler, carsaflar falan temizdi.
Diger bir sinir durum: Yagmur hala dinmemisti. Evet Viyana'daki ilk gunum pek iyi gecmiyordu. Yagmur biraz yavaslayinca cikip bir tur atayim dedim ama ne mumkun. Hava hem yagmurlu hem soguktu. Yagmur daha da siddetlenince hostele geri dondum. Son 2 gecedir trenlerde uyuyordum bu yuzden yorgundum. Vurdum kafayi yattim.
Uyandigimda odaya yeni biri gelmisti. Urdunlu Osama. Butun gece odada Osama ve sonradan gelen fransiz Alex'le muhabbet ettik. Yagmurdan sehri gezemedik ama uluslararasi muhabbet de pek keyifliydi. Bu arada her ikisi de benim gibi resepsiyondaki kiza sinir olmuslardi.
Ertesi gun yugmur durmustu ama hava hala kapaliydi. Ciktim sokaga basladim yakin civardaki tarihi binalardan. Gercekten de Viyana'nin her kosesinden tarih fiskiriyordu Roma ve Paris gibi. Ama onlar kadar koruyamamislardi tariji dokuyu netekim aralarda yeni binlar da vardi ve siritiyorlardi. Tam sehrin ortasinda buyukce bir kilise olan Stephans kilisesi ve onun yanindan baslayan Graben caddesi pek guzeldi. Ayrica hukumet binasi gibi bir yer olan Heldenplatz da etkileyicidi.
Ogleden sonra sehir merkezinden biraz uzak olan Schönbrunn sarayina gittim. Saray evet eski ve guzel bir binaydi ama beni sarsan bahcesi oldu. Adamlar bir bahce yapmis ucu bucagi yok. Ortasinda bir tepe var bahcenin. Arka tarafi gormek icin tepeye cikmak lazim ki bende enerji bittiginden yemedi, cikamadim. Boylamasina degil enlemesine gecmek bile yeterince yordu beni.
Aksam oldugunda dunden yagmur sebebiyle yarim kalan alisveris mekanlarini gezdim sehir merkezindeki. Gece 23:30 Muhih treninden once takilacak bir yer bulurum diye dolandim ama nafile. Almanlarin gece hayati konusunda hayalkirikligina ugramistim. Umutsuz bir sekilde hostele donerken, hostelin hemen yakinindaki bir bar dikkatimi cekti. Adi Bar Bar. Evet butun sehirde aradigimi kaldigim hostelin 50m asagisinda bulmustum. Barda dikkatimi ceken nokta ise kocaman Efes logosuydu. Daldim hemen iceri. Ortam guzel. Barmenden hemen bir Efes istedim. Icerde bir cok Turk vardi konusmalari duyabiliyordum. Entellektuel kisilere benziyorlardi. Birami yudumlamak icin masama ilerlerken birden gozlerime inanamadim. Musterilerin okumasi icin olusturulan mecmua bolumunde sira sira L-Manyak vardi. Hemen kaptim birini. Viyanada, Efesimi yudumlarken, L-Manyak okuyordum ve barda arka planda da MFÖ'den Mazeretim Var calmaya baslamisti. Daha ne diyim...
Treni kacirmamak icin bardan ayrilmak zorundaydim. Hostelden cantalarimi aldim. Tren 23:20 de harekett etti Sabah 6:30 gibi Munich'e vardim.
NOT: Viyana'ya gelmeyi dusunenler, Bar Bar'a mutlaka ugrayin derim. Adresi: Neustifgasse No:84. Viyana Youth Hostel'in odalarinin oldugu binanin sokaginda 50m ilerisinde.
Almanya - StuttgartSabah, tam saatini hatirlamiyorum ama 9-10 gibi vardim Stuttgart'a. Trenden iner inmez soguk hava tokat gibi carpti yuzume. Sweatshirt uzerine hirka giymistim ama yine titriyordum soguktan. Millet kabanla paltoyla dolasiyodu tabi. Hava gunesliydi ama yine de soguktu. Gerci gunesin etkisiyle bir kac saat sonra yumusadi hava.
Ama ben mesaji almistim. Ustumdekiler soguk icin yetersizdi. Aksamlari ve sabah erken saatlerde usuyecektim. Ilerde daha da kuzeye cikacagim dusunulurse mutlaka tedbir almaliydim.
Sttutgartin cok buyuk bir sehir degildi. O yuzden bir gunde gezmeyi bitirebilirim diye dusunurekten cantalari garda dolaba kilitledim ve hemen istasyonun yanindaki turist bilgi ofisine gittim. Haritami ve gorulesi yerler hakkinda bilgi aldiktan sonra ofisin hemen yanindan baslayan Konigstrasse attim kendimi. Burasi sehrin alisveris merkeziydi. Kendime bir kazak almak icin caddeyi gezmeye basladim. 40 - 50 avro civariydi fiyatlar. Sonra baska bir yerde 10 avroya alinabilecek bir kazak buldum ama o da cok dandirikti. Sonunda 15 avroya istedigim gibi kalin bir kazak buldum. YTL - avro kuru esit olsa fiyatlar genel anlamda pahali degil gibi geldi bana.
Konigstrasse uzerinde biraz devam edince solda buyuk bir meydan goruyorsunuz. Genelde devlet binalari var burada. Genis buyuk cimenlikler. Havayi gunesli goren Almanlar hemen salmislardi kendilerini bu cimlere. Sokagin biraz ilerisinde guzel bir donerci vardi. Floransa'da doner yemek gibi bir hata yapmistim. 6 yasimdan beri doner yerim boyle rezilini yememistim. Burada da aynisi olmaz insallah diyerekten girdim donerciye. Ama buyuk donerden zaten ne mal bisey oldugu anlasiliyor ve burasi guzel bir yere benziyordu. Siparisi verirken memleket muhabbeti acildi. Iki teyze vardi icerde. Birisi biz Izmirliyiz deyince bende film koptu. Basladim ogrencilik anilarindan Bornova'dan, Kucukpark'tan, Alsancak'tan, Karsiyaka'dan... Sonra obur teyze biz Izmirli degiliz dedi. Sasirdim. Biz Karsiyakaliyiz dedi. Guldum, tabi ama icimden de oeeh burada da mi Karsiyaka fanatizmi diye dusunmedim degil.
Doner yanina guzel bir ayran ictikten sonra caddede yuruken gazete bayiinde bir de Hurriyet gazetesi gorunce keyfim iyice yerine gelmisti. Bu enrtyleri yazarken netten takip ediyorum haberleri ama gercek gazetenin keyfi baska. Aldim gazeteyi saldim kendimi cimlere.
Stuttgart'ta Mercedes ve Porche'un merkezi bulundugundan birer de muze vardi bu firmalara ait. Pazartesi muzeler kapali oldugundan Mercedes muzesi de kapaliydi ama Porsce acikti. Atladim metroya ve Porche muzesine gittim. Adi muze ama ufacik bir yer. Eski ve yeni model Porche arabalari dizmisler, tarihceler, kazanilan yarilslar ve benzeri bilgiler var. Ama kimse arabalara bakmaktan bunlari okumuyo. Bolca foto cektim, arabalar gercekten etkileyiciydi.
Gece Viyana treni 00:20 hareket edecekti. O vakte kadar dolandim Konigstrasse ve etrafinda. Ama gece hayati burada yok gibiydi ya da ben yanlis yerdeydim. Sonradan Beach Bar diye ufak sirin bir yer buldum Konigstrasse yakininda. Bir bira alip yavasca geceyi tukettim. September 18 Ispanya - Barcelona17 Eylul oglen 11 civari vardim Barcelona'ya. Turist bilgi ofisinden elimdeki hostel adresleri hakkinda bilgi aldiktan sonra gozume birini kestirip metroyla hostele gectim. Bu hostel Barcelona'nin meshur La Rambla caddesine cok yakin olan Ideal Youth Hostel'di. Gecelik ucreti 17 avro. Kahvalti dahil. Esyalari hostele yerlestirdikten sonra hemen basladim tura. Ama butun gun boyunca yagmur yagdigindan pek verimli olmadi ilk gunum.
Hostelden cikinca dikkatimi ilk ceken sey methini onceden duymus oldugum Ra Rambla Caddesi oldu. Evet aynen bizim Istiklal Caddesi'ne benziyor. Fakat bu caddeyi derinlemesine incelemeden once Sagrada Familia kilisesine gittim. Yagmurlu havaya ragmen pek cok turist vardi. Kiliseyi gorunce carpildim resmen. Bu nasil mimaridir, bu nasil bir yapidir? Nasil bir insan bunu tasarlamis olabilir? H.R Giger bir kilise yapsa boyle bisey olurdu heralde. Son derece gotik ve ihtisamli bir kilise efenim siddetle tavsiye ediyorum, gelin, gorun. Akabinde yine enteresan yapilar olan Espai Gaudi ve Las Punxes binalarini gezdim. Bunlardan birincisi bildigimiz apartmana benziyodu ama dis mimarisi pek enteresandi. Yine enteresan bire tarza sahip olan ikincisinin ne oldugunu ben de anlamadim. Yagmur sebebiyle fazla oyalanmadan metroyla Ra Rambla' ya geri dondum. Yagmurun dinmesi ve Istiklal Caddesine olan ozlem sebebiyle La Rambla ve butun arka sokaklarini gezdim diyebilirim. Ama hata etmisim cunku gece 23 gibi benim ayaklar yine iflas etti ve bu saatte uyumak zorunda kaldim. Halbuki La Rambla da gece daha yeni basliyordu :(
Ertesi sabah (yani bugun) gunuesli ve cok guzel bir gun. Dunden kalan yerlere metroyla gittim. Guzel bir tepeye konuslanmis Catalunya Muzesi, Arc De Triomf bulvari ve Barcelona Catedral'i. Ama Catedral'de restorasyon calismasi oldugundan pek guzel fotograflar cekemedim.
Bu aksam 17:20 de Fransa uzerinden Almanya'ya geceiyorum. Ilk durak Stuttgart... September 15 Fransa - ParisAksam saat 21:30 gibi Paris'deki Gar De Lyon tren istasyonuna vardim. Elimde 4 tane hostel adresi vardi. Gardaki bilgi ofisine sordum, hangisi en yakin ve nasil gidebilirim diye. Bi tanesini gosterdi ve once metro 1.hatti kullanacaksin sonra ordan PC1 hattindaki otobuse bineceksin dedi. Dedigi gibi metroya bindim. Bu arada metro hatlarini gorunce afalladim. 15 den fazla hat var ve her hatta en az 25 durak var. Neyse otobus duraklarina varinca baktim ki in cin top oynuyor. Orda bir cifte sordum nerde bu otobusler diye. Bu saatte sefer olmaz dediler. Hostel adresini gostererek oraya nasil ulasacagimi sordum. Takrar metroyla geri donup kesisim noktasindan 7. hatta gecip La Bourget diye bi yere gideceksin dediler. Dedikleri gibi yaptim. Ulastgim yer sehrin disinda banliyolarin oldugu bir yer oldu. Hostelden iz yok. Orda baska bir bilgi ofisi vardi. Ona sordum adresi. O da yanlis geldigimi ve geri donmem gerektigini soyledi. Allahtan bu seferki beni dogru yone yonlendirdi. Bi daha 2 metro hatti degistirerek sonunda hostele ulastim. Saat 12 olmustu. Tam 2,5 saat bu adresi bulmaya calismistim.
Su an kaldigim bu hostelin adi Le D'Agarthan Youth Hostel. Gecelik ucret 19,50 avro. Kahvalti ucrete dahil. Metroya yakin. Ilk gun yani dun aldim haritayi elime dustum yola. Ilk duragim meshur Eyfel Kulesi yani Tour Eiffel'di. Filmlerden ve televizyondan alisik oldugunuz bu yapiyi kendi gozunuzle gorunce sasiriyorsunuz ister istemez. Kuleye cikmak icin asansor kullanirsaniz 10 avro merdivenleri kullanirsaniz 3 avro veriyorsunuz. Ve tabii ki genc, dinamik ve yolculuk boyunca her centin hesabini yapan arkadasiniz merdivenleri secti. 1. kata geldigimde nefes nefese kalmistim. Biraz dinlenip manzaranin tadini cikardiktan sonra 2. kata ciktim yine merdivenleri kullanarak. 2. kata geldigimde tamamiyle tukenmistim. Ama manzara buna degerdi.
Sonrasinda asagi inip Champ De Mars cimenlerine uzandim biraz daha dinlenmek icin. Elimdeki haritaya gore goreulesi yerler birbirine yakin duruyordu ama yurudukce oyle olmadigini anladim. Elimdeki yuksek olcekli bir haritaydi. 1-2 guzel kiliseyi gordukten sonra yine meshur Louvre Muzesi'ne gittim. Ama icine girmedim bugun giricem. Akabinde goz alici Champs Elysees bulvari. Daha sonra aksama kadar elimdeki haritaya gore dolandim. opera binasi, kiliseler, parklar... Hava karardiginda ayak tabanlarim iyice sizlamaya baslamisti.
Metroyla hostele geri dondum. Biraz uzandiktan sonra ayak tabanlarimdaki durumun dusundugumden daha ciddi oldugunu gordum. Sizi gitmis resmen aci baslamisti. Yarina bisey kalmayacagini umarak erkenden uyudum.
Ertesi gun daha iyidim ama yururken topalliyordum ve ayak tabanlarim hala agriyordu. O yuzden kendimi fazla zorlamak istemedim. Oglene kadar uyudum. Oglenden sonra Gar De Lyon'a gidip Barcelona treni icin yer ayirttim sonra Lourve Muzesi'ni gezdim. Mona Lisa ve Venus heykeli gercekten etkileyiciydi. Bu muzeyi tam olarak gezmek icin bir ogleden sonra degil butun bir gun ayirmak lazim. Ayrica ayagim yuzunden istesem de tamamini gezemezdim. En gorulesi eserleri bitirdigimde muze de kapaniyordu. Aksam metroyla hostele geri dondum.
3. yani son gunumde ilk gunden goremedigim ne kadar kilise, anit, bina, park varsa gezmeye calistim ve bitirdim diyebilirim. Bunlarin arasinda en hasmetlisi sehri tepeden goren Sacre Coeur kilisesiydi. Butun bu yerleri gormek icin tum gun gecerli metro biletinden aldim ve her yere metroyla gittim.
Netice itibariyle Paris en az Roma kadar tarihi, carpici, etkileyici bir sehir. Yine Roma gibi sehir merkezinde yeni bina gormek imkansiz. Adamlar zamaninda saglam binalar yapmis ve bunlari korumus. Takdir etmek lazim.
Bu aksam 21:56 Austerlitz garindan yola cikicam Barcelona'ya ulasmak icin. Bakalim cumartesi aksami Barcelona nasil olacak?
September 14 Fransa - Lyon13:00 civarinda Lyon'a vardim. Marsilya'dayken Lyon'daki HC'den tanistigim Thierry ile mesajlasmis' ona ertesi gun orada olacagimi soylemistim. O da telefon numarasini bana yollamisti ve Lyon'a gelince kendisini aramami soylemisti. Ben de oyle yaptim. Sen garda bekle ben yarim saate kadar ordayim dedi. Hocem sen tarif et ben senin evi bulurum bi daha yorulma buraya kadar dedim. Olmaz illa ben gelicem dedi: Dumur1.
Thierry gara geldi, bulustuk. Evi gara yuruyerek 15-20 dk mesafedeydi. Esyalarimi yerlestirdikten sonra ne yapmak istersin diye sordu. Sehri gezeyim dedim. Tamam ben de tatildeyim sana etrafi gosterebilirim dedi. Beraber ciktik evden.
Gidecegimiz yere ulasmak icin metroyu kullanacaktik. Metro istasyonuna yaklasirken Thierry cantasindan metro icin bilet cikarip bana verdi. Parasini kendisine odemek icin israr ettim ama kabul etmedi: Dumur2. Metrodan sonra aynen bizim Beyoglu Tunel'deki gibi eski tek duraklik bir hatla tepe bir yere ciktik. Burada tum sehir manzarasina hakim dehset bir kilise vadi. Ayrica hemen yaninda da antik bir tiyatro. Yaz doneminde bizim Hisar Konserleri gibi burada da konserler oluyormus. Biz buralari gezerken Kanada'dan Lyon'a gelen biri aradi Thierry'i. O da aynen benim gibi kalacak bir yer ariyordu ve internet sayesinde Thierry ile haberlesmisti. Onu da almak icin eve donduk. Sanirim onda evin adresi onceden vardi cunku eve dondugumuzde eleman eve varmisti. Ismi Jean Philippe olan bu arkadas Kanada'nin Montreal sehrinden. O da esyalarini eve yerlestirdikten sonra tura kaldigimiz yerden devam ettik.
Lyon turizm acisindan pek iddiali bir sehir degil. Ama son derece duzenli, temiz, sessiz, skin bir kent. Bu kentte en cok hosuma giden yapi opera binasi oldu. Yeni tarzla eski tarz mimariyi son derece guzel birlestirmisler. Ayrice bunun hemen yanindaki vilayet binasi da gorulmeye deger.
Turu bitirdigimizde aksam olmustu. Eve donduk. Bizden farkli olarak, Fransizlar aksam yemekten once hafif biseyler yiyip icki iciyorlar. Ondan sonra yemege geciyorlar. Thierry de bize cesitli cerezlerden olusan bir sofra hazirladi. Benim domuz etine karsi tavrimi sordugunda, hocam sen getir tastan yumusak herseyi yerim dedim. Bu sofrada en cok hosuma giden meze ise bizim klasik antepfistigi'ydi: Dumur3. Fransa - MarsilyaMarsilya treninin saat 18:00 gibi Marsilya'da olmasi gerekiyordu ama yolda yagmurdan zarar goren raylarin onarim cailsmasi vardi. Bu yuzden fazladan tam 3 saat yolda bekledik. Marsilya'ya gece 9 da vardik. Lyon'a devam edersem cok gec olacagindan Marsilya'da kalmaya karar verdim. Trende Cek Cumhuriyeti'nden Mitja ve arkadasiyla tanistim(arkadasinin adi uzun ve karisikti unuttum). Avinion'a bir fizik konferansina gidiyorlarmis. Tahmin edebileceginiz gibi fizikciler. Onlar da geceyi Marsilya'da gecirmek istediginden beraber kalacak yer ayarlamaya basladik.
Yarin sabah binecegimiz trenler cok erken hareket edecegi icin gardan fazla uzaklaasmak istemiyorduk. Garin hemen karsisinda bir hotel vardi. Pek ucuz sayilmazdi ama 3 kisilik odanin fiyati 54 avroydu. Adam basi 18. fena degil diyerek tuttuk odayi. Esyalari yerlestirdik. Biseyler yemek ve etrafi kesfetmek icin attik kendimizi disari.
Turlarken Marsilya'nin Nice'den pek farkli olmadigini gordum. Sonucta ikisi de Akdeniz kiyisinda. Ama Nice'e gore daha buyuk bir sehir. Marsilya'da Cezayir'den ve Kuzey Afrika'nin diger ulkelerinden pek cok insan var. Sehir pek turistik bir sehir gibi gelmedi bana. Roma, Floransa ve Venedik'ten sonra pek sonuk kaldi. Fazla dikkat cekici yapi da yok zaten. Sehre hakim bir tepede buyuk bir kilise, gara yakin bir yerlerde gotik ve ihtisamli baska bir kilise vardi.
Bunlari gezdikten sonra saat geceyarisina yaklasiyordu ve biz de hotele donduk. Lyon treni ertesi sabah 8:30 daydi. Fransa - NiceGece 23:00 civarinda tren Venedik'ten hareket etti. Tren kompartmanli vagonlardan olusuyordu ve agzina kadar doluydu. Yer ayarlamamis olanlar koridorda uyudu. Allahtan ben 5 avro verip rezervasyon yaptirmistim. Ilk oturdugum kopartmana benden sonra 4 pokertizli guzel kiz geldi, oturdu. Allah dedim icimden. Tam muhabbete baslamistik, onlarin Portekizli oldugunu ogrenmisim, benim Turkiye'den oldugumu anlatiyordum ki benim yerin asil sahibi geldi. Yanlis kompartmana oturmusum. Icimden sansima kufrederek kendi kompartmanimi aramaya basladim. Gerci sesli kufretsem kimse anlamaz ya neyse...
Benim kompartmana 2 tezye, 1 amerikali cift bir de amca vardi. Tren yavasca yoluna devam ediyordu ve sabah 9 sularinda Nice'e vardik.
Gara vardigimizda ilk isim bir sonraki tren icin yer ayarlamaya calismak oldu ve ne o gun icin ne de ertesi gun icin Paris'e yer olmadigini ogrendim. Nice pek buyuk bi yer olmadigindan pek fazla sefer de yoktu. Ben de Lyon'a gitmeye karar verdim. Hem zaten HC sayesinde Lyon da kalacak yer de hazirdi. Fakat Lyon'a direk tren olmadigi icin Marsilya uzerinden aktarmali gidecektim. Marsilya treni ogleden sonra 14:06 da hareket edecekti. Yani hem biseyler yemek hem de hizlica etrafa bakinmak icin 2-3 saatim vardi. Hemen attim kendimi gardan disari. Garin onundeki ana cadde boyunca yurudum. Gunlerden Pazar oldugu icin ortalik pek sakindi. Cin mi desem Tayvan mi ya da Kore mi bilemiyorum ama oralardan oldugu her ahalinden olan bir restorandan guzel bir sandwich gibi bisyler aldim 3 avroya. Nice pek buyuk olmayan klasik sahil sehri. Cok gezemedim, o yuzden pek de bisey goremedim zaten. O yuzden fazla uzatmayayim. Marsilya treni 14:06 da hareket etti... September 12 Italya - Venedik9 Eylul'de Floransa'dan 13:33 de Venedik'e giden trene bindim. Tren 16:30 civar Venedik'e vardi. Floransa'da Camping Michealengola'dan memnun kaldigim icin Venedik'de de onun kardesi sayilan Camping AlbaDoro da kalayim dedim. Kamp alanina ulasim Floransa'daki kadar kolay degildi. Venedik'te trenden indikten sonra Piazzalle Roma denilen alana gecmem gerekiyordu. Butun otobusler buradan hareket ediyor. Gara yakin bir yer oldugu icin zor olmadi. Sonra elimdeki tarife gore buradan havaalanina giden 5 nolu otobuse bindim. Havaalanina gelince buradan Ca Noghera'ya dogru giden 15 numarali otobuse binmek gerekiyor. Burda dikkatli olmak lazim cunku baska yere giden baska bir 15 nolu otobus daha var. Neyse bu otobuse de bindikten sonra 4. duraga gelince inmek lazim ben de oyle yaptim.
Kamp alani Michealangelo'ya gore daha genis ve daha guzeldi. Bunun icinde adamakilli bir de yuzme havuzu vardi. Bu kamp alaninin tek yonu ulasiminin zor olmasi. Gerci sehir merkezine kendi servisleri var ama hem seyrek hem pahali.
Yine Floransa'daki gibi bir cadir kiraladim ve esyalarimi yerlestirdim. Hava kararmisti ve merkeze de uzak oldugumdan kamp alaninda kaldim. Gece kamptaki bar Floransa'daki gibi pek canliydi :)
Ertesi sabah erkenden Venedik sehir merkezine indim. Ve tabii ki meshur kanallar karsisinda buyulendim. Bu kanallar essiz goruntuler olusturuyor. O yuzden burda ne kadar anlatsam bos, gelip gormeniz gerekiyor. Kanallardan baska sehirde bulunan bir cok inanilmaz derece dar olan sokaklar da buyuleyici. Ve bu sokaklarda ne kadar cabalarsaniz cabalayin eninde sonunda kayboluyorsunuz. Ben rahat en az 15-20 defa kayboldum bu dar sokaklarda. Ama duz devam edince mutlaka bir kanala denk geliyorsunuz ve boylece yolunuzu bulmaniz kolaylasiyor.
Sehirde diger buyuleyici olan bir yer de San Marcos meydaniydi. Son dorece buyuk bir meydan ve etrafi yine buyuleyici binalarla cevrili. Fotograflari cekerken agzim acik kaldi desem yeridir. Bu meydanin diger ilginc bir yani guvercinleri. Her yer guvercin dolu. Neredeyse butun meydan. Turistler de yem alip bunlara atiyorlar. Kuslar milletin eline koluna konup yem yiyor. O kadar kusun arasindan birisi gelip kafama sicmadan meyden gezisini bitirdigim icin kendimi sansli sayiyorum.
Aksam oldugunda Venedik etrafindaki adalar haric hemen her yeri gezmistim ve yorgunluktan oluyordum. Kampa dondum, esyalarimi aldim, 22:00 de gibi gara donup Fransadaki Nice'e hareket edecek olan treni beklemeye basladim. Evet Italya turu bitmisti.
September 11 Italya - FloransaOgleden sonra 1500 sularinda vardim Floransa'ya. Garin hemen yanindaki otobus duraklarindan Camping Michealangelo'ya giden 13 numarali otobuse bindim. Bu arada onceden yazdim mi hatirlamiyorum ama Italya'ya belediye otobuslerine para odemiyorsunuz. Yani odeyen oduyor ama istemezseniz odemiyorsunuz. Bileti okuttugunuz makina soforun yaninda degil otobusun ortasinda. Dolayisiyla otobuse binip makinaya bilet okutmazsaniz kimse size gelip hani lan biletin demiyor. Yunanistan da ayni sekildeydi.
Neyse otobus geldi, ve 15 dk da kampa ulastik. Kamp yuksek bir tepede ve manzarasi butun Floransa'ya hakim. Rockistanbul ve benzeri muzik festivallerindeki kamp alanlariyla karsilastiracak olursak cennet gibi. Market, camasirhane,cafe,bar,dus ve tabii ki wc mevcut. Cadiriniz yoksa cadir da kiraliyorlar. Ben oyle yaptim. Bir gece icin 15 avro verdim.
Esyalarimi yerlestirdikten sonra aksama dogru Floransa turuma basladim. Sehirde ilk gozunuze carpan, sehri ortadan ikiye bolen Arno Nehri. Floransa Roma kadar buyuk degil ama yine de cok duzenli. Bunun sebebi belki de dunyada sehir planlamsinin ilk uygulandigi sehir olmasindandir. Heryer muzelerle dolu. Fakat aksam hepsi kapaliydi. Roma gibi heryerde bir cok devasa kilise var. Kamp alanina yine otobusle donmem gerektiginden bu ilk turu fazla uzun tutmadim ve 22:30 gibi kamp alanina dondum.
Ertesi sabah kahvaltidan sonra sehire indim. Da Vinci ve diger ronesans sanatcilarinin bircok eserinin bulundugu meshur Ufizzi muzesini gezeyim diye niyetlendim ama kapsindaki hayvani kuyrugu gorunce vazgectim. Buraya cok erkenden gelmek gerekiyormus.
Kampdan aldigim haritada shirdeki gorulesi yerler tek tek numaralanmis. Ve hepsi birbirine yakin. Dolayisiyla yuruyerek hemen hepsini gezdim. Ama isim hafizam 0 oldugu icin isimlerini burada tek tek yazamayacagim kusura bakmayin, fotograflara bakin.
Aksam oldugunda yorgunluktan olecektim. Kamp alanindaki canli hayat hosuma gittiginden bir gece daha burada kalmaya karar verdim. Ertesi sabah 13:33 de Venedik'e giden trene yetisdim. September 07 Italya - RomaAncona'dan 3 saatlik bir tren yolculugu sonunda Roma Termini garina varmistik. Trende tanistigim Avusturyali Gunter, Kossler ve ve Alman Andi ile beraber 4 kisiydik. Hostel aradigimiz her halimizden belliydi. Ve garda hemen bir arkadas gelip bize hostel onerdi. Gara cok yakindi ve gecelik ucret olarak 15 avroya anlastik. 5 dakikalik bir yuruyus sonunda Roma Inn'e geldik. Genel hostel standartlarinda fena olmayan bir yerdi.
Esyalarimizi yerlestirdik. Saat henuz 23:00 oldugu icin Roma'nin gece hayatina dogru bir kesfe ciktik. Fakat gunlerden pazartesi oladugu icin ya da dogru yerlere gidemedigimizden fazla bisey bulmadaik. Bense gece hayatini falan gecmistim cunku soktaydim. Roma mimarisi beni tam anlamiyla soke etmisti. Kardesim, koca sehirde bir tek yeni bina olmaz mi? Her bina ama her bina 18. yy'dan firlamis gibi. Ayrica heryerde Roma Imparatorlugu doneminden kalan eski binlari aciga cikaran kazi alanlari vardi. Sehir komple acik hava muzesi.
Ertesi sabah elimizdeki haritayla Roma'nin baslica tursitik yerlerini gezdik. Vatikan, kiliseler, eski kaleler ve daha bir cok yer. Benim fotograf makinasi tam anlamiyla fotograf manyagi oldu. Roma kesinlikle gezilmesi ve gorulmesi gereken bit yer. Siddetle tavsiye ediyorum.
Bu gezi esnasinda meshur italyan pizzalarindan birini de tatma firsatim oldu. Dinlenmek icin oturdugumuz bir restoranda mantarli pizza yedim. Ya ben cok acikmisdim ya da adamlar hakketten bu isin piri. Cunku pizza inanilmaz lezzetliydi.
Aksam oldugunda yorgunluktan oluyordum. Hostele donduk. Sonra Gunter ve Kossler Ispanya ya gitmek icin hostelden ayrildi. Ben de bisyler atistirdiktan sonra resmen sizdim. Ertesi sabah(yani bu sabah) saat 10:30 gibi Termini garina gittim. Floransa treni 11:14 deydi. Saat 15:00 gibi Floransa'ya varmistim.
September 06 Yunanistan - Patra ve Superfast FeribotuAtina'da tren istasyonuna giderken otobuste Patrali Mariana ile tanistim. Balkanlardaki tren gezisinden evine donuyordu. Otobuste biraz sohbet ettik. Sonra istasyona gelip biletlerimizi aldik ve treni beklerken de sohbete devam ettik. Marina son sinif mimarlik ogrencisi. Ve birkac ay once universitelerin ayarladigi bir geziyle Istanbul - Ankara - Antep - Urfa - Diyarbakir - Mardin rotasinda gezmisler. Bizim Guneydogu Anadolu'yo cok sevmis.
Yolculuk 15:30 da basladi ve trende de sohbetimiz devam etti. Saat 19:00'da Patra'ya geldigimizde Marina'yla vedalasip ayrildik.
Feribotla Italya ya sefer duzenleyen bircok firma vardi. Ben de gara en yakin olana gittim. Bari icin feribotun yarin sabah hareket edecegini ama saat 20:00 de Ancona'ya gidecek baska bir feribot oldugunu ogrendim. 10 avro verip bu feribota bilet aldim.
Feribot epeyce buyuk, konforlu ve pahaliydi. Atina yazisinin ilk kismini gemideki internet cafeden yazdim. Evet gemide internet cafe vardi. Gerci fiyat(yarim saat icin 5 avro) biraz kol gibiydi ama olsun. Gece uyku saati geldiginde herkes tulumlarini cikarip guvertede uyumaya basladi. Allahtan ustumuz kapaliydi. Cunku iki defa cok siddetli yagmur yagdi.
Gemi yolculugu 16 saat surdu ve ertesi gun ogleden sonra 4 te Ancona ya vardik. Limandan tren istasyonuna gectim. Ve aksam 1900 da Roma'ya giden trene bindim. Gece 23:00 te Roma'ya vardim. September 05 Yunanistan - AtinaSelanik'den Atina'ya olan tren yolculugu 8 saat surdu.Ogleden sonra saat 1600 da Atina'ya vardim. Elimde adresi olan hostele nasil gidecegimi dusunurken yanima gelen bir genc cok yakinda guzel bir hostel oldugunu soyledi. Iyi dedim hem yakin hem de adresini gosterecek biri var. Adi San Remo Hostel'di. Yola dustuk. 3-4 dk yurudukten sonra vardik. Fena bir yer degildi. Geceligi de 10 avroydu. Esyalari oraya biraktiktan sonra etrafi bana gezdirebilecegini soyleyen HC'den mesajlastigim Maria'yi aradim.Fakat telefonu cevap vermedi. Ben de ilk turu kendi basima yaptim.
Atina'nin en meshur gorulecek yeri olan Akropolis kaldigim hostele yurume mesafesindeydi. Hostelden aldigim ufak bir haritayla yolunu kolayca buldum. Guzel fotograflar cektim fakat henuz buraya koyamayacagim. Akropolis'in etrafinda bir cok guzel cafe, hediyelik esya satan yer, restoran vs. var. Oralari iyice gezdim. Hamburgerimsi biseyler yedikten sonra hostele dondum. Hava da kararmisti.
Maria'yi tekrar aradim, bu sefer cevap verdi ve konustuk. Yarin icin bulusma karari aldik. Hostelde biraz dinlendikten sonra Akropolis civarindaki gece hayatini kesfetmek icin 2300 civarinda tekrar o bolgeye gittim. Aksam etfar bizim Taksim gibi oluyordu. Ama cok daha kucugu. Genelde yunan muzigi calan yerler vardi.
Sonra bir bira alip genis meydanda oturan genclere katildim.
Ertesi sabah 11 gibi Akropolis yakinlarinda Maria ile bulustuk. Kendisi cok cana yakin, cok misafirperver birisi. Bogazici'nde 2 sene yuksek yapmis, yani Istanbul'da 2 sene kalmis. Erkek arkadasi da Turkiye'den. Dolayisiyla Turkce'ye son derece hakim. Akropolis yakininda guzel bir cafede oturduk. Atina'nin meshur icecegi frappalarimizi yudumlarken, Turkiye - Yunanistan iliskisinden, Yunanistanda su an cok populer olan Yabanci Damat dizisine kadar bir cok konudan konustuk. Yabanci Damat cok tutulunca rakip kanal da Asmali Konak'i yayinlamaya baslamis, onu ogrendim bu esnada. Kendisi su an Yunanistan'daki memuriyet sinavina hazirlaniyormus. Bu is icin Yunanistan'da da bize bizimkilere benzer dershaneler turemis. Ve Maria'nin buradaki dersine yetismesi gerekiyordu. Benim de Atina'dan Patra'ya giden trene. Saat 2 ye gelirken Maria ile vedalastik. Hostele dondum, cantalarimi aldim ve Patra treninin gidecegi istasyona dogru yola ciktim. September 03 Yunanistan - SelanikPyton`dan 16:30`da yola cikan tren 15 dakika gecikmeyle 23:45`de Selanik`e vardi. 15 dakika sonra hareket edecek olan Atina treni icin hemen yer ayarlamaya calistim. Fakat yatakli trende hic yer kalmamisti. Gece saat 12:00 de Selanik`de kalmistik. Yarin sabah 8:00 de hareket edecek olan bir sonraki treni beklemeliydik.
Ayni trende beraber geldigimiz Gokce ve iki arkadasiyla kalacak yer armaya basladik. Elimizde Selanik icin bir tek hostel adresi vardi ve sora sora yerini bulduk. Hostelin kapisi acikti icerde kalanlar vardi ama gorevli yoktu. Gece 10 dan sonra gidiyor, sabah 7 de geliyormus. Yine de bos yataklara gecelim dedik ve yerlestik. Cantalari koyup hem biseyler yemek icin hem de ufak bir tur icin Selanik sokaklarina ciktik.
Saat 1`e yaklasiyordu ama yine de insanlar sokaklardaydi. Kizlar tek baslarina sokaklarda rahatca gezebiliyorlardi o saatte. bu durum direk Izmir anilarimi canlandirdi. Selanik, Izmir`e benziyor diyen her kimse hakliymis diye dusundum.
Biseyler yedikten sonra uyumak icin hostele donduk. Yalniz hostelin dis kapisi ve bizim odanin kapisi mutemadyen acikti. Biraz tirssak da uyumaktan baska caremiz yoktu. Degerli esyalarin oldugu ufak cantami yanima alip uyudum. Sabah trene yetismek icin 7 de uyanip istasyona dogru yola koyuldum. Hostel gorevlisi henuz gelmedigi icin 1 gecelik ucret olan 15 avro odemekten de yirtmistim bu arada :) Sabah 8:00 trenine bindikten 8 saat sonra 3 Eylul 16:00 da Atina`ya vardim. Haydi Abbas, Vakit TamamEvet arkadaslar, siz bu satirlari okurken ben cok cok uzaklarda olacagim(Hep bu repligi kullanmak istemisimdir sonunda basardim :) ) Son gece hazirliklar uzun surdugunden son bir entry girme sansim olmadi. 2 Eylul sabahi 8:30 da yola ciktim Sirkeci`den. 14:00 de sinirdaydik. Turk tarafindan cikmadan once 70 YTL cikis harci odemek gerekiyordu. Hacca gidenlerden bu ucret alinmadigi icin gorevliye ben de hacca gidiyorum desem mi diye cin bir fikir aklima geldi. Sonra vazgectim.
Yunan tarafina gectik. Pasaport kontrolunden sonra Python`da indik. Yolun devami icin bilet ayarlama telasina dustum ve Selanik`e 16:30 da heraket edecek olan tren icin 6.30 avro ek ucret odedim. Tren 23:30 da Selanik`de olacakti ve ordan Atina`ya 23:50 `de hareket edecek olan trene binmeyi planladim. Ama hersey planlandigi gibi gitmedi. August 31 Hazırlıklar - RotaInterrail öncesi hazırlık döneminin belki de en zevkli kısmı, gezi esnasında izlenecek rotayı oluşturmak. Gerçi birçok kişi fazla plan yapmamak gerektiğini söylüyor. Yolda karşılaştığınız kafa elemanlarla beraber takılmayı veya o gün kafanıza neresi eserse oraya gitmeyi öneriyorlar. Bense her iki stratejiyi birden kapsayan bir plan yaptım sayılır. Türkiye'den bu geziyi yapanlarıın %90'ının izlediği başlangıç rotası neredeyse aynı. Yunanistan, sonra Adriyatik Denizi üzerinden İtalya. Ondan sonra dallanmalar başlıyor. Ben de aynı başlangıç rotasını izlemeyi planlıyorum. Bütün ülkeleri sıralayacak olursam: Yunanistan - İtalya - Fransa - İspanya - Almanya - Hollanda Aktarmalar hariç çünkü onların hangileri olacağını ben de tam bilmiyorum, sadece gezmek amacıyla gitmeyi planladığım şehirler: Atina - Roma - Floransa - Venedik - Monaco - Lyon - Paris - Barcelona - Madrid - Münih - Berlin - Hamburg - Bonn - Amsterdam. Madrid'den Münih'e geçmek için, doğuya dönüp tekrar Fransa içinden geçerek Almanya'ya ulaşmam gerekecek. O yüzden aslında İspanya biraz ters kalıyor gibi. Gezinin durumuna göre diğer şehirlere daha fazla zaman ayırmak için Fransa'dan sonra direk Almanya'ya da geçebilirim. Ama henüz tam karar veremedim. Gördüğünüz gibi kesin bir rota yok. Bu kafamdaki plan yol şartlarına göre değişebilir. Her şeyi zaman gösterecek. August 25 Hazırlıklar - KonaklamaInterrail bileti sadece bilettir ve sadece ulaşımı sağlar. Gezi esnasında konaklayacağınız yerleri kendiniz ayarlamalısınız. Interrailciler bu durumu genellikle hostellerde kalarak çözerler. Genellikle diyorum çünkü kimi zaman gittiğiniz hostelde yer olmayabiliyor. Veya paradan tasarruf etmek için insanlar tren yolculuklarını geceye denk getirip, trende uyuyorlar. Treni denk getiremeyince uyku tulumunu serip, istasyonda hatta sokakta uyuyanlar da bol bol mevcut. Trende, garda veya sokakta uyumak bütçeye faydalı olsa da güvenlik açısınan riskli. Uyurken soyulmanız çok da zor değil. Hosteller, bildiğimiz otel, hotel, motel ve pansiyonlardan biraz farklıdır. Genelde müşterileri interrailciler oldukları için garlara yakın olurlar. Bir odada 2-3-4-6-8 yatak olabilir. Bu odalarda kadın erkek karışık bir şekilde kalabilir. Bu yerlere gittiğiniz zaman bir yatak kiralarsınız. Dolayısıyla ücretleri de otellere göre daha uygundur. Internetten rezervasyon yapmak ve daha detaylı bilgi almak için burdan buyrun... Konaklama için bir diğer alternatif de www.hospitalityclub.org. Bu sitenin neredeyse dünyanın her ülkesinden, her şehrinden onbinlerce üyesi var. Bir şehire gideceğiniz zaman o şehirdeki üyelerle önceden haberleşiyorsunuz. Evleri müsaitse evlerinde kalabiliyorsunuz. Hatta bir çoğu size güzel bir şehir turu da attırıyor. Aynı şeyi sizin şehrinize gelen üyeler için siz de yapıyorsunuz. Bir çok misafirperver insanla tanışmak mümkün. Bu sitenin forum bölümüne yapacağım interrail gezisini, gideceğim ülkeleri yazdım. 1-2 gün geçmeden Atina, Lyon, Hamburg gibi şehirlerdeki insanlardan davet aldım. Pek güzel, pek nadide... |
||||
|
|